top of page

Nefes

  • Writer: Elvan Güneş
    Elvan Güneş
  • Jul 17
  • 3 min read

30lu yaşlarımın ortasındayken daha önce hiç deneyimlemediğim bir sıkışıklık içerisinde olduğumu hissediyorum. Bir insanın olduğu gibi görünmesi, davranması, yaşaması ne kadar zor olabilir aslında değil mi?


Hayatın her anını istemsizce oluşan bir performansa dönüştürerek yaşamak çok zor. Zihnimin sürekli hareket halinde olması, düşünmeye ara verememesi çok yorucu.


Bugüne kadar deneyimlediğim hayatın tam tersini deneyimlemeye başladığımı hissediyorum. Eskiden bireysel yaptığım ve yapmaktan keyif aldığım bir sürü şeyi artık kolektif bir şekilde yapmak keyif veriyor mesela. Ya da bu yaşımdan önce sanki daha sabırlıydım, daha mücadeleciydim. Daha çok odaklanabiliyor, birden fazla kitabı aynı anda değil de sadece tek bir kitabı okuyabiliyordum. Daha çok seyahat ediyordum, daha çok yeni yerler, restoranlar keşfetmeye hevesleniyordum. Şimdilerde bir müdavimliktir gidiyor. En iyi yer bildiğin yerdir duygusuyla hareket ediyorum.


30lu yaşlarımın ikinci yarısında hayatım daha çok sorumlulukla doldu. Öyle ki ana eksenim iş oldu. Yazmak her zaman iyi gelir ve rahatlatırdı. Şimdi buna ayıracak ne vakit ne de enerji bulabiliyorum. Ama illa ki bir yerden de başmak niyetindeyim. Çünkü yazmanın şifasını biliyorum. Beni nasıl açtığını, nasıl kendimle yakınlaştırdığını ve iyi hissettirdiğini biliyorum. En zor, en sıkışık zamanlarımda ilk koştuğum yerdi yazmak. Şimdi bu kadar sıkışıklığın içerisinde elimin kaleme ya da klavyeye gitmemesi şaşırtıyor.


36 yaşında olmak hala kendime yüksek sesle söyleyince ürküten bir his olarak beliriyor içimde. Hem çok hem de az... Hem bir sürü şeyi tecrübe edip cebimde yola devam ettiğim bir yaş hem de daha yaşanacak, gezilecek, görülecek çok şey var dediğim bir yaş. Şu bir gerçek ki artık 40larıma daha yakınlaştığım bir yaştayım. 30larımın ortasını geçmek böyle bir şey sanırım:)


Şimdi yazarken fark ediyorum. Odak noktam hep yaş oldu. Bu kadar aradan sonra yazdığım şeyde gittim geldim yaşımdan dem vurdum:) Bir şeyleri kaçırma, ıskalama, yaşayamama korkum ağır basıyor sanırım istemsizce.


Başımdan ne olduğunu aslında tam anlayamadığım bir evlilik geçti mesela. İnsan kaosun ve karmaşanın içindeyken aldığı yara bereyi fark ettiğini düşünse de bence fark etmiyormuş. Ben tüm yasımı, üzüntümü, acımı evlilik içerisinde çektim ve bitti gibi düşünüyor ve bu noktadan yeni hayatıma başladığımı hissediyordum.


Yanılmışım.


Ne enteresandır ki yanıldığımı neredeyse üç yıl sonra anlayabiliyorum. Ne çok yerime temas etmiş yeni fark ediyorum. Belki de sadece yüzeydekileri hissediyor, onlarla yüzleşebiliyordum. O ilişkinin içinden çıktıktan sonra derinlerdekilerle tanışmaya, yüzleşmeye başladım. En içimde bulunan ama hiç gün yüzüne çıkmamış korkularımla, zaaflarımla, yetersizliklerimle yüzleşmeye başladım. Tüm bu tepetaklaklığı kötü bir deneyimden sonra yaşamaya başladım. Ancak, tüm suçu yaşadığım bu kötü tecrübeye de indirgemiyorum. O zaman kendimi kandırmış olacağımı biliyorum. Evet daha önce hiç mücadele etmediğim şeylerle sert bir şekilde mücadele etmek zorunda kaldım, içimde hala düşündüğümde kendime sarılarak geçti gitti demek istediğim çok yer incindi, hiç sınanmayacağım yerlerden, kişilerden sınandım. Hepsi var ve doğru. Ama bunların dışında yıllardır içimde var olan yokuşları, engebeleri, uçurumları ve hatta tünelleri de keşfettim. İçimin en korkutucu odalarının kapısını çaldım. Hatta çalmadım, o odalardan içeriye atıldım. İçine atıldığım o korkutucu ve terk edilmişliğin olduğu odaları çok uzun süre anlayamadım. Benim içimde nasıl böyle yerler olabilir, nasıl bu kadar bilmediğim şey çıkabilir çok uzun süre kavrayamadım. İnsan o odalarda kaldıkça tanışabiliyormuş halbuki. Ne kapıdan kafanı uzatıp şöyle bir bakarak ne de sadece varlığını bilerek ve sadece önünden geçerek anlayabiliyormuşsun. Ya da benim için geçerli olan bu oldu.


İçimde ne çok oda varmış, bilmediğim, kapısının önünden bile geçmediğim... Sanki 30larıma geçişimle bu odaların kapıları da görünür olmaya başlamıştı. Başka bir günün yazısında açtığım odaları ve kuytularımı yazarım belki.


Şimdilik bu yazının noktası gelmiştir.





 
 
 

Comments


bottom of page